ÖZ
Amaç
Bu çalışma, bir üniversite hastanesi çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniğinde sağlık tedbiri kararı kapsamında takip edilen olguların sosyodemografik ve klinik özelliklerini geriye dönük olarak değerlendirmeyi amaçlamıştır.
Gereç ve Yöntem
Haziran 2020-Haziran 2025 tarihleri arasında Bolu Abant İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda sağlık tedbiri kararı ile takip edilen 48 olgunun dosyaları taranmıştır. Çalışma, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır (karar no: 2025/329, tarih: 12.08.2025). Veriler anonimleştirilerek işlenmiş olup istatistiksel analizler SPSS 25.0 programı ile yapılmıştır.
Bulgular
Olguların yaş ortalaması 158,3±41,0 ay (yaklaşık 13,2 yıl) olup %62,5’i ergen, %58,3’ü erkekti. Olguların %56,3’ü parçalanmış ailelerde yaşamakta, %33,3’ünde özel eğitim desteği bulunmaktaydı. Sağlık tedbiri kararlarının en sık gerekçesi bakım veren yetersizliği (%54,3) idi. Psikiyatrik tanı oranı %77,1 olup en sık travma sonrası stres bozukluğu ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılarının alındığı görülmüştür. Ergenlerde psikiyatrik tanı oranı çocuklara göre anlamlı derecede yüksekti (p=0,011).
Sonuç
Bulgular, sağlık tedbiri kapsamındaki olgularda düşük sosyoekonomik düzey, aile yapısındaki bozulma ve yüksek psikiyatrik komorbiditeyi vurgulamaktadır. Erken müdahale, aile destek programları ve çok disiplinli yaklaşım bu olgularda önem taşıyabilir. Çalışma, Türkiye’de bu alandaki literatüre katkı sağlamakta olup çok merkezli ileriye dönük araştırmalar önerilmektedir.
Giriş
Çocuk istismarı ve ihmali, dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilir. İstismar ve ihmal çocukların fiziksel, duygusal ve bilişsel gelişimini çocukluk döneminin de ilerisine dek olumsuz yönde etkileyebilmektedir.1-4 Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, 18 yaş altındaki çocukların maruz kaldığı fiziksel ve/veya duygusal kötü muamele, cinsel istismar, ihmal veya sömürü gibi durumlar, genel olarak “maltreatment” (istismar/ihmal) olarak tanımlanmaktadır.4 İhmal, çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmaması anlamına gelirken, istismar kasıtlı zarar verme eylemlerini içermektedir ve çocukların çoğu birden fazla istismar veya ihmal türüne aynı anda maruz kalmaktadır.3 İhmal/istismarın kısa ve uzun vadeli sonuçları arasında psikopatoloji, gelişimsel gecikmeler, sosyal ve ekonomik dezavantajlar, akademik başarısızlık ile yetişkinlik dönemine uzanan sağlık sorunları sayılabilir.1, 4 Özellikle küçük çocuklarda tanı koyma süreci daha zorlu olup, değerlendirme için daha fazla zaman ve dikkat gerektirmekte; tedavi ise genellikle çok yönlü bir yaklaşımla çocuğun çevresel faktörlerini de kapsamaktadır.2 Türkiye’de çocukların fiziksel ve ruhsal sağlığını korumaya yönelik yasal düzenlemeler, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile gerçekleştirilmiştir.5, 6 Bu kanun kapsamında sağlık, danışmanlık, eğitim, bakım ve barınma tedbirleri tanımlanmış olup, sağlık tedbiri 5/1-d bendinde “çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbi bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına yönelik tedbir” olarak belirtilmiştir.5 Sağlık tedbiri kararı, çocuğun ebeveynleri veya vasi gibi yasal temsilcileri, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu veya cumhuriyet savcısı talebi üzerine ya da çocuk hakimi tarafından re’sen verilebilmekte; kararın uygulanması il sağlık müdürlükleri tarafından yürütülmekte ve tedbire konu koşullar ortadan kalktığında veya çocuk gelişimini tamamladığında hakim tarafından kaldırılabilmektedir.7 Sağlık tedbiri kapsamında takip edilen çocukların önemli bir kısmını suça sürüklenen çocuklar (SSÇ) oluşturmakta olup, 5395 sayılı kanuna göre “suç” olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı güvenlik tedbirine karar verilen çocuklar SSÇ olarak tanımlanmaktadır.6 Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2023 yılında ülkemizde SSÇ sayısı 178.800 olarak bildirilmiş olup, bu çocuklara en sık “yaralama” (%39,8) ve “hırsızlık” (%20,8) suçları isnat edildiği bildirilmiştir.8 Yazında, sağlık tedbiri kapsamında takip edilen çocukların sosyodemografik ve klinik özelliklerini inceleyen çalışmalar, bu olguların genellikle düşük sosyoekonomik düzey, aile içi çatışmalar, ebeveyn psikopatolojisi ve madde kullanımı öyküsü gibi risk faktörleriyle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.9-14 Örneğin, SSÇ’lerin adli psikiyatrik değerlendirmelerinde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranım bozukluğu (DB), zeka geriliği ve depresif bozukluk gibi tanılar sıklıkla görülmekte; ebeveyn boşanması veya hapishane öyküsü gibi aile yapısındaki bozulmalar bu bozuklukların şiddetini artırmaktadır.10, 11, 14 Benzer şekilde, sağlık tedbiri veya kurum bakımındaki çocuklarda düşük aile eğitim düzeyi, düzenli istihdam eksikliği ve psikiyatrik komorbiditeler ön planda olup, pandemi dönemlerinde artan istismar olguları tedbir kararlarının önemini vurgulamaktadır.11, 12, 15, 16 Bu olgularda DEHB, DB, madde kullanım bozukluğu, depresif bozukluk, anksiyete bozukluğu, akut stres tepkisi, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), uyum bozukluğu, gelişimsel dil ve konuşma bozukluğu, bilişsel gerilik, psikotik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk gibi psikiyatrik tanıların varlığı ve madde öyküsü sıklıkla vurgulanmakta; düzenli takip ve psikiyatrik tedavinin faydası belirtilmektedir.11, 13, 15, 17, 18 Yazında sağlık tedbiri kapsamında takip edilen çocukların sosyodemografik ve klinik özelliklerini inceleyen çeşitli çalışmalar mevcut olsa da, bu çalışmaların bir kısmı belirli bölgelerle sınırlı kalmakta veya kısıtlı veri setlerine dayanmakta olup, üniversite hastanesi bağlamında kapsamlı bir retrospektif dosya taraması içeren bütüncül yaklaşımlar literatüre daha fazla çeşitlilik katabilecek niteliktedir.9, 11, 15, 16 Bu bağlamda mevcut çalışma, bir üniversite hastanesinde sağlık tedbiri kararı kapsamında takip edilen olguların dosyalarını geriye dönük olarak tarayarak sosyodemografik ve klinik özelliklerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın bulguları, çocuk psikiyatri pratiğinde sağlık tedbirlerinin etkinliğini artırmaya, koruyucu bakım modellerinin iyileştirilmesine ve tedavi protokollerinin optimize edilmesine katkı sağlayacaktır.
Gereç ve Yöntem
Bu çalışma, geriye dönük dosya taraması yöntemiyle gerçekleştirilmiş kesitsel bir araştırmadır. Araştırma, Bolu Abant İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda Haziran 2020-Haziran 2025 tarihleri arasında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında sağlık tedbiri kararı ile takip edilen olguların dosyaları üzerinden yürütülmüştür. Çalışma için Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından 12.08.2025 tarih ve 2025/329 karar numaralı onay alınmıştır. Retrospektif tasarım nedeniyle olgulardan veya yasal temsilcilerinden ayrıca bilgilendirilmiş onam alınmamıştır; tüm veriler anonimleştirilerek ve gizlilik ilkelerine uygun şekilde işlenmiştir.
Çalışmanın evrenini belirtilen dönemde sağlık tedbiri kararı ile polikliniğe yönlendirilen çocuk ve ergen olguları oluşturmuştur. Dahil etme kriterleri sağlık tedbiri kararı bulunması ve dosyalarda sosyodemografik ile klinik verilerin yeterli düzeyde kayıtlı olması olarak belirlenmiştir. Dosya bilgileri eksik olan veya takip süresi yetersiz olan olgular çalışma dışı bırakılmıştır. Sonuçta toplam 48 olgu çalışmaya dahil edilmiştir.
Veri toplama sürecinde hastane bilgi yönetim sistemi ve fiziksel dosyalar taranarak olguların yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, özel eğitim desteği varlığı ve süresi, sağlık kurulu raporu varlığı ile tanısı, birlikte ikamet ettiği kişiler, ikamet adresinin yerleşim tipi, ebeveynlerin eğitim ve meslek durumu, kardeş sayısı ve kardeşlerde tedbir/psikiyatrik hastalık varlığı, ailede psikiyatrik hastalık, madde kullanımı ve suç öyküsü, aile gelir düzeyi, sağlık tedbiri kararını talep eden kişi, tedbir gerekçesi ve türü, psikiyatrik tanılar (DSM-5 kriterlerine göre), komorbid durumlar, takip sıklığı, psikotrop ilaç kullanımı ve tedavi uyumu gibi sosyodemografik ve klinik değişkenler kaydedilmiştir. Veri girişi çift kontrol yöntemiyle gerçekleştirilmiş ve olası tutarsızlıklar giderilmiştir.
İstatistiksel Analiz
İstatistiksel analizler SPSS 25.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) paket programı kullanılarak yapılmıştır. Sürekli değişkenler ortalama ± standart sapma veya medyan (minimum-maksimum) şeklinde, kategorik değişkenler ise sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiş; normal dağılım gösteren değişkenler için Student t-testi, normal dağılım göstermeyenler için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler ki-kare testi veya gerekli durumlarda Fisher’ın kesin testi ile incelenmiştir. Çocuk ve ergen yaş grupları arasındaki karşılaştırmalarda istatistiksel anlamlılık ve etki boyutu hesaplanmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 düzeyinde kabul edilmiştir.
Bulgular
Çalışma kapsamında Haziran 2020-Haziran 2025 tarihleri arasında sağlık tedbiri kararı ile takip edilen toplam 48 olgu değerlendirilmiştir. Olguların yaş ortalaması 158,3±41,0 ay (yaklaşık 13,2 yıl) olup %37,5’i (n=18) çocuk (0-12 yaş), %62,5’i (n=30) ergen (13-18 yaş) yaş grubundadır. Cinsiyet dağılımı %58,3 erkek (n=28) ve %41,7 kız (n=20) şeklindedir.
Olguların eğitim durumları incelendiğinde %58,3’ünün (n=28) ilkokul, %31,3’ünün (n=15) lise düzeyinde eğitim aldığı saptanmıştır. Olguların üçte biri (n=16, %33,3) özel eğitim desteği almaktadır (Tablo 1). Olguların %33,3’ünde (n=16) sağlık kurulu raporu mevcut olup en sık tanılar zihinsel yetersizlik (%50, n=8), özgül öğrenme bozukluğu (%43,8, n=7) ve otizm spektrum bozukluğu (%6,3, n=1) idi. Sağlık kurulu raporu olan olgularda özel eğitim alma süresi ortalama 4,13±4,06 yıl olarak saptanmıştır.
Olguların aile ve ikamet özellikleri değerlendirildiğinde %29,2’si (n=14) sadece anne, %27,1’i (n=13) sadece baba ile yaşamaktaydı; %14,6’sı (n=7) kurum bakımındaydı. İkamet adreslerinin %83,3’ü (n=40) şehir merkeziydi. Annelerin %62,5’i (n=30) ilkokul, babaların %66,6’sı (n=32) ilkokul mezunuydu; annelerin %68,8’i (n=33) ev hanımı, babaların %68,8’i (n=33) işçiydi (Tablo 2). Ailede anne tarafında psikiyatrik hastalık oranı %14,6 (n=7), baba tarafında %10,4 (n=5) olarak tespit edilmiştir.
Olguların %85,4’ünde (n=41) kardeşi bulunmakta olup kardeş sayısı medyan 3 (2-13) idi. Kardeşlerin %37,5’inde (n=18) tedbir kararı, %33,3’ünde (n=16) psikiyatrik hastalık (en sık zihinsel yetersizlik, n=7) mevcuttu.
Sağlık tedbiri kararını en sık sosyal hizmet uzmanları (%58,3, n=28) talep etmiş; en sık gerekçe bakım veren yetersizliği (%54,3, n=26) olmuştur. Olguların %47,9’unda (n=23) sadece sağlık tedbiri, kalanlarda ek tedbirler (danışmanlık, eğitim, bakım) eşlik etmiştir (Tablo 3). Tedbir kararının çıkarıldığı yaş ortalaması 10,7± 3,6 yıldır.
Olguların %77,1’ine (n=37) psikiyatrik tanı konulmuştur. En sık tanılar post-travmatik stres bozukluğu ve DEHB (%16,2’şer, n=6) olarak saptanmış ve olguların yaklaşık üçte birine birden fazla psikiyatrik bozukluk tanısı (%27, n=10) konulduğu görülmüştür (Tablo 4). Olguların %58,3’üne (n=28) psikotrop ilaç önerilmiş olup takip sıklığı çoğunlukla aylık (%54,2, n=26) olarak not edilmiştir.
Çocuk ve ergen yaş grupları karşılaştırıldığında ergenlerde psikiyatrik tanı oranı anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (çocuk %55,6, ergen %90,0; p=0,011, etki boyutu 0,397). Psikotrop ilaç kullanımı açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,545).
Tartışma
Bu çalışmada, bir üniversite hastanesi çocuk ve ergen psikiyatri polikliniğinde sağlık tedbiri kararı kapsamında takip edilen 48 olgunun sosyodemografik ve klinik özellikleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Olguların yaş ortalaması yaklaşık 13 yıl olup, çoğunluğu ergen yaş grubunda (%62,5) ve erkek cinsiyette (%58,3) bulunmuştur. Bu bulgu, yazındaki benzer çalışmalarla kısmen uyumludur; örneğin Güller ve Yaylacı11 tarafından sağlık tedbiri kapsamında takip edilen çocuk ve ergenlerin çoğunluğunun ergen yaş grubunda olduğu bildirilmiş olup, ergenlik dönemindeki risk faktörlerinin tedbir kararlarını artırabileceğini desteklemektedir. Benzer şekilde, Akdağ9 bir ilçe örnekleminde sağlık tedbiri kapsamındaki çocukların yaş dağılımını ele alırken erkek cinsiyetin baskınlığını vurgulamakta olup, çalışmamızdaki %58,3 erkek oranı bu gözlemleri pekiştirmektedir.
Eğitim durumları incelendiğinde olguların %58,3’ü ilkokul, %31,3’ü lise düzeyinde olup %33,3’ünde özel eğitim desteği gerekliliği dikkat çekicidir. Sağlık kurulu raporlarında en sık zihinsel yetersizlik ve özgül öğrenme bozukluğu tanıları yer almaktadır. Bu bulgular, Bozduman Çelebi ve ark.16 üç yıllık retrospektif incelemesinde belirtilen düşük eğitim seviyesi ve özel eğitim ihtiyacını yansıtmaktadır; onların çalışmasında da sosyodemografik özellikler arasında eğitim dezavantajı ön planda olup, tedbir kapsamındaki çocukların akademik başarısızlık riskini artırmaktadır. Ayrıca, Özkan ve ark.13 sağlık tedbiri altındaki ergenlerde sosyodemografik özellikler ve psikiyatrik tanıları incelerken öğrenme bozukluklarının komorbiditesini vurgulamakta olup, çalışmamızdaki %43,8 özgül öğrenme bozukluğu oranı bu literatürle paralellik göstermektedir.
Olguların aile yapılarına bakıldığında %56,3’ünün parçalanmış ailelerde (sadece anne veya baba ile) yaşadığı, %14,6’sının kurum bakımında olduğu görülmüştür. Ailede psikiyatrik hastalık öyküsü anne tarafında %14,6, baba tarafında %10,4 oranında olup, kardeşlerde tedbir kararı %37,5, psikiyatrik hastalık %33,3’tür. Bu durum, Er Fazlıoğlu15 tarafından sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilen sağlık tedbiri kapsamındaki çocukların ve ailelerinin psikososyal özelliklerinde belirtilen aile içi çatışmalar ve ebeveyn psikopatolojisiyle uyumludur; onların çalışmasında da aile yapısındaki bozulmalar tedbir kararlarının altında yatan faktörler olarak vurgulanmaktadır. Karagöz12 çocuk evlerinde kalan çocuk ve ergenlerin klinik özelliklerini incelediğinde kurum bakımının ve aile öyküsündeki psikopatolojinin rolünü belirtmekte olup, çalışmamızdaki %14,6 kurum bakımı oranı bu bulguları desteklemektedir.
Sağlık tedbiri kararlarının en sık bakım veren yetersizliği nedeniyle (%54,3) verilmesi ve sosyal hizmet uzmanları tarafından (%58,3) talep edilmesi, istismar/ihmal olgularının altında yatan aile dinamiklerini yansıtmaktadır. Olguların %47,9’unda sadece sağlık tedbiri verilmiş olup, kalanlarda danışmanlık, eğitim veya bakım tedbirleri eklenmiştir. Bu bulgular, Yüksel14 tarafından bir üniversite hastanesi bağlamında SSÇ’lerin değerlendirilmesinde belirtilen tedbir gerekçeleriyle kısmen örtüşmekte; ancak çalışmamızda suça sürüklenme oranı düşük (%2,1) olup, bakım yetersizliğinin baskınlığı dikkat çekicidir. Bilginer ve ark.10 SSÇ’lerin adli psikiyatrik değerlendirmelerinde aile içi risk faktörlerini vurgulamakta olup, çalışmamızdaki bakım veren yetersizliği bu literatürle ilişkilendirilebilir.
Psikiyatrik tanı oranı %77,1 ile yüksek olup, en sık TSSB (%16,2), DEHB (%16,2) ve birden fazla komorbid bozukluk (%27) görülmüştür. Ergenlerde tanı oranı çocuklara göre anlamlı derecede fazladır (p=0,011, etki boyutu 0,397). Bu bulgular, Karagöz18 tarafından sağlık tedbiri altında takip edilen çocuk ve ergenlerin klinik özelliklerinin incelenmesinde belirtilen psikiyatrik tanı çeşitliliğiyle uyumludur; onların çalışmasında da DEHB, DB ve TSSB gibi tanılar ön planda olup, ergenlik dönemindeki artış vurgulanmaktadır. Aktay17 istismar ve ihmalin etkilerini tartışırken TSSB ve depresif bozuklukların uzun vadeli sonuçlarını belirtmekte olup, çalışmamızdaki %16,2 TSSB oranı bu gözlemleri desteklemektedir.
Psikotrop ilaç kullanımı %58,3 olup, takip sıklığı genellikle aylık düzeydedir (%54,2). Bu oranlar, Güller ve Yaylacı11 çalışmasında belirtilen düzenli takip ve tedavinin faydasıyla paralellik göstermekte olup, tedbir kapsamındaki olgularda psikiyatrik müdahalenin önemini vurgulamaktadır.
Çalışmanın Kısıtlılıkları
Çalışmanın güçlü yönleri arasında üniversite hastanesi bağlamında kapsamlı retrospektif tarama ve etik onaylı tasarım sayılabilir. Sınırlılıkları ise tek merkezli olması, küçük örneklem boyutu (n=48) ve retrospektif tasarım nedeniyle veri eksiklikleridir; bu durum, genellenebilirliği kısıtlayabilir. Gelecek çalışmalar, çok merkezli prospektif tasarımlarla bu bulguları doğrulamalı ve müdahale stratejilerini geliştirmelidir.
Sonuç
Geriye dönük bu çalışma, bir üniversite hastanesi çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniğinde sağlık tedbiri kararı kapsamında takip edilen 48 olgunun sosyodemografik ve klinik özelliklerini ortaya koymuştur. Olguların büyük kısmı ergen yaş grubunda, erkek cinsiyetinde olup parçalanmış aile yapısı, düşük eğitim düzeyi ve bakım veren yetersizliği gibi risk faktörleriyle ilişkili bulunmuştur. Psikiyatrik tanı oranı oldukça yüksek (%77,1) olup ergenlerde belirgin artış göstermekte; en sık PTSB, DEHB ve komorbid durumlar gözlenmektedir.
Bulgular, sağlık tedbiri kararlarının ağırlıklı olarak istismar/ihmal kaynaklı olduğunu ve düzenli psikiyatrik takip ile psikotrop tedavi ihtiyacının yüksek olduğunu vurgulamaktadır. Bu sonuçlar, çocuk koruma sisteminde erken müdahale, aile destek programları ve çok disiplinli yaklaşımın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Çalışma, Türkiye’de sağlık tedbiri kapsamındaki çocukların ruh sağlığı profilini üniversite hastanesi bağlamında belgeleyerek literatüre katkı sağlamakta; gelecekte çok merkezli ve prospektif çalışmalarla bu verilerin genişletilmesi önerilmektedir.


